|
|
Kısmen ya da tamamen ormanda geçen bir çok oyunla tanıştık daha önce. Yakın tarihte oynadığım Vietcong: Alpha Fist bunlara iyi bir örnek olabilir. Ancak hiçbir oyunda bu kadar çok detayın bulunduğunu sanmıyorum. Ağaçlar, otlar, sarmaşıklar, sağda ve solda uçuşan kuşlar, böcekler v.b. ... Gökyüzü, deniz, kumsal, orman o kadar iç içe ve gerçekçi ki oturup manzarayı seyretmek istiyor insan. Otların arasında sürünürken ağaçların dallarını ya da yaprakların gölgelerini silahınızın üstünde görebiliyorsunuz. Direkt baktığınızda ise güneş gözünüzü alabildiği gibi, ağacın arkasında sigarasını içen düşmanınızın gölgesini boylu boyunca önünüzde uzatabiliyor. Güneşi arkanıza aldığınızda abartıp karşı tepedeki sniper’ın dürbününden yansıyan ışığıda görmeniz mümkün. Tek tek anlatmaya kalkarsak canınınız sıkılabilir kısacası Far Cry oldukça canlı grafiklere ve de detaylara sahip.
Ortamın görüntüsünü bozan tek şey ise adanın yerlisi olmadıkları belli olan düşmanlarınız. Adada birşeylerin döndüğünü ve bir araştırma merkezi olduğunu anlamanız pek fazla uzun sürmüyor. Dr. Moreau ile ne zaman karşılaşırız acaba diye düşünürken tepenizde uçan helikopter ve çenesi hiç durmayan silahlı tipler sizi düşüncelerinizden arındırıveriyor. Yaratıklar ile karşılaştığınız noktada ise zaten düşünmeye pek vaktiniz olmuyor. Yapay zeka grafikler kadar olmasa bile oldukça iyi. Düşmanlarınız genelde ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Silahlarını doğru dürüst kullanabildikleri gibi, sağa sola koşturuyor, izinizi sürüyor, siper alıyor, kafalarına göre değil grup olarak da hareket etmeyi becerebiliyorlar. Başlarda göze çarpan bir eksiklik, yapay zekanın, çıkarttığınız en ufak gürültüde bile abartı bir şekilde harekete geçmesi idi. Bir hışırtı duyanın hemen genel alarm vermesi oldukça saçma geliyordu. Özellikle adada görülen hawaii tişörtlü adamın karşısında silahlı ve tecrübeli koca bir ordu varken. Ancak oyunda ilerledikçe abartı alarmların aslında boşa olmadığını, sizin hakkınızda atıp tutan askerlerin sizden değil de neden korktuklarını anlıyorsunuz. Bu arada evet düşmanlarımızın tamamı geveze(en azından insan olanların). Sahip olduğumuz dürbün 800 metreye kadar zoom yapabiliyor. Ayrıca o an baktığınız bir noktadaki tüm sesleri duymanızı sağlıyor. Dürbün ile tespit ettiğiniz düşmanlarınız da radarınıza ekleniyor. Bu yüzden, görüş mesafesinin kısa olduğu noktalarda sık sık dürbünü kullanmakta fayda var. Aksi taktirde düşmanınızla burun buruna gelene dek görme şansınız çok az. Ayrıca askerlerin kendi aralarında yaptıkları konuşmaları dinlemek oldukça yararlı olabiliyor. Neler olup bittiği hakkında fikir edinebileceğiniz gibi, az sonra başınıza gelecekler hakkında da ipuçları alabiliyorsunuz.
Sesler oyunda başka önemli bir faktör. Göremediğiniz anlarda duyabiliyor olmak hayatınızı kurtaracaktır. Dürbününüz duvarların arkasını göremediğinden düşmanların yerini tespit etmekte oldukça yararlı. Ayrıca düşmanlarınız sizin gibi sinsice yanınıza yaklaşırken gözlerinizden çok kulaklarınız iş yapıyor. Sürünmeseler de çöküp sakin sakin ilerleyebiliyor, sizi son gördükleri noktalara ateş açabiliyorlar. Yapraklara süründükçe çıkardıkları hışırtılardan kendileri de rahatsız olup çöküp bir süre bekleyebiliyorlar. Çatışmalar aksiyon yoksunu ancak oldukça gergin geçiyor. Ancak bir kez tüm düşmanlarınızı tespit ettiğinizde biraz eğlenmeniz mümkün. Kullanılan fizik motoru oldukça iyi. Ayrıca birçok cisimle de etkileşimde bulunabiliyorsunuz. Başlarda en sık başvurduğum numara, sağda ve solda duran varilleri tepeden üstlerine yuvarlamaktı. Ya da bir noktada çalıların arasında fırlatıp, aynı çalıların arasında saklanmak. Askerler o noktaya doğru yaklaşırken etraflarından dolaşıp arkalarına geçmek, daha sonra yanlarındaki yakıt tankını patlatıp hepsini havaya uçurmak gibi eğlenceli şeyler yapmak mümkün. Tabi bunların hepsi ne kadar sabırlı olduğunuza kalmış. Aslına bakarsanız sabırsız olmak gibi bir şansınız da pek yok. Uzun lafın kısası paldür küldür ortama girerseniz ancak cesediniz çıkar. |
Önceki: « Far Cry
Sonraki: 3. sayfa »
|
| Sayfalar: 1 2 3 4 |
|
|
|
|